![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() Status: Yeni Üye
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 27
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
![]() ![]() ozlem dolu sahipsiz bir yazi... Okudugum ilkokulun kantininde simit ve Camlica gazozu disinda bir sey yoktu, zaten o zamanlar cocuga haftalik vermek diye bir sey de yoktu. Gene de bakkala gidislerimde kalan para ustlerini haftalarca biriktirip, tupte sokella aliyordum. Onca zaman para biriktirilerek alinan ve bitmesin diye gidim gidim yenen o tupte sokellanin tadini hala hicbir seyde bulamiyorum. Ben sansliydim, babam denizciydi. Seyir donusleri bana envai cesit oyuncak getiriyordu Avrupa'dan. Ama o zamanin cocuklari bile bir tuhafti, ben mahalledekilerle paylasmayinca o oyuncaktan da zevk almiyordum. Hala gazoz kapaklarini tasla duzeltip, bugunun TASO'larina benzeyen seyler yapiyordum. Dokuztas, misket, kukali saklambac, hele o "en de tura bir iki uc guzellik", unutulur gibi degildi. İnsaatlardan sokulen pasli civilerle oynanan topraga civi saplamaca gibi tamamen yoklugun tetikledigi yaraticilik ornekleri. Sokaklar bizim, dert yok, tasa yok, oyuncak yoktu, olsa da devir hesap devri alacak para yoktu ve eglence yaraticiligimiza kalmisti. Yaz gunleri, sabahtan aksama kadar sokaktaydik. "Sokaga Cikmak" diye bir deyim vardi. Hayat o kadar guzeldi ki, ilk askima dort yasinda vurulmustum. Net hatirladigim bir sahne var: Adi Yalin. Babasi ona iki tekerlekli bisiklet almis ve bana "Yarin seni de bindirecegim" diye soz vermisti. Bindim mi? Hatirlamiyorum, sonra tasindilar mahallemizden. İkinci askim, alt katimizda oturuyordu. Bir gun incir toplayacagiz diye, Cengelkoy sirtlarinda kaybolmustuk birlikte. Diyarbakirli Kurt bir Karpuzcumuz vardi . Sali Cuma karpuz, kavun getirirdi kamyonla. "Kavun ye bal ye" diye bagirirdi. Hakikaten de o kavun bal gibiydi. Hele o zamanin cilekleri, bir recel kaynadi mi, degil apartman mahalleyi sarardi o nefis cilek kokusu. Recel yapilacak cilek neredeyse bir gun boyunca bes alti kez suyu degistirilerek kovalarda bekletilirdi topragi ciksin diye. Ustelik suya da rengi gecmezdi. Simdi cilekler toprakta yetisiyor ama topraga degmeden buyuyor. Belki de o yuzden ne tadi var ne de kokusu. Siyah beyaz ve tek kanalli televizyon, kucucuk parmaklarimizin arasinda kaybolana dek bicakla yontulan kalemler -ki kalemtiras kullanmak israfti, siniflardaki cop kovasi onu kalem acma kuyruklarini unutan var mi? Plastik ilkel beslenme cantalari ve okula goturulmesi yasak olan muz. Hele ic ice gecen halkalardan olusan ve her zaman akitan o plastik bardaklar, kâbusumdu benim. Uclu kalem geldiginde memlekete, uzay mekigi gibi bakmistik ve onun ucu da uzay mekigi firlatma rampasi gibi kavrardi kapkalin kalem uclarini. Bunlarin her biri guzel birer ani, 30 lu yillarini surenler icin. 40 li yillarini surenler icin o donem, terorle ozdes. Zira cogu Universiteyi ya zar zor bitirdi, ya da ayrilmak zorunda kaldi. 50 uzeri icin ise hatirlanmak bile istenmeyen gunler. Cunku onlar cocuk okutmak ve yasam mucadelesi vermek zorundaydi, onca yokluga, parasizliga ve kardes kavgasina ragmen. Sadece cocuklar o yillarin tadini cikardi, sadece cocuklar mutlu ve umarsizdi ve sadece cocuklarda hatirlanasi guzellikler birakti. O donemin cocuklari, simdi cocuk yetistiriyor. Sahip olamadiklari oyuncaklarla dolu cocuklarinin odalari. Yedikleri dayaklarin inadina seslerini bile yukseltmiyorlar cocuklarina. Dizlerinden, dirseklerinden yara kabugu eksik olmayan o zamanin cocuklari, cocuklarindan kan alinirken fenalasiyorlar. Ancak hava karardiginda ve babasi isten geldiginde eve giren simdinin ana babalari, cocuklarini kapi disari cikaramiyorlar, zaman zaman hakli sebeplerle. Annelerinin bir bakisi ile mum kesilen, aksama babana soylerim tehditleri ile buyumus o cocuklar, bugun kendi cocuklarinin psikolojisini bozar diye HAYİR bile diyemiyorlar. O zamanin cocuklarinin, simdiki cocuklari doyumsuz, cogu bilgisayar basinda patates cipsi yedigi icin sisman, hepsi zehir gibi akilli ama onca imkâna ragmen okulu pek azi seviyor. Celik comagi, kukali saklambaci ve hatta ucurtma ucurtmayi bilmiyor. Onlarin ucurtmalari marketlerde hazir yapilmis olarak satiliyor ve babayla bir Pazar gunu saatlerce ugrasarak ucurtma yapmanin zevkini ve yesil tepelerde ucurtma ucurmanin tadini bilmiyorlar. Okulun acilacagi haftanin oncesinde onceleri zevkle baslayan ama sonra iskence halini alan, defter kaplamanin ne demek oldugundan habersizler, defterlerin kaplanmaya ihtiyaci yok cunku. Kâgit onlar icin burusturulup atilabilecek bir sey, defterden kâgit koparmanin nasil olup da YASAK olabilecegini akillari almiyor. Hic dut silkelemediler, bembeyaz carsaflara ve hic incir agacinin ince dalina basip yuvarlanmadilar komsunun bahcesine. Mutlular mi? Umarim oyleler. Peki, cocukluklarini bizler gibi, ozlemle anacaklar mi? Umarim ... <img>http://www.yarimezgi.com/images/imza.gif</img> |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() Status: Yönetici
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 1,549
Tecrübe Puanı: 10
![]() ![]() |
çok güzel bir paylaşım olmuş abicim teşekkürler
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| anılarımız, çocuk düşüncesi, çocuk oyunları, çocukluğumuz, çocukluk anısı, hatıralarımız, hey gidi çocukluk, yarimezgi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|